2 Aralık 2016 Cuma

BOŞ  METROBÜS MUTLULUĞU

Kuvvetimi bacaklarıma vermeliyim ki kapı benim önümde açılınca beni yana doğru itmesinler. Bacağımı yere mıhladım, kapının koluna takılıp bana zaman kaybettirmesin diye çantamı önüme aldım. Adımımı seçtiğim yöne doğru genişçe atıp, arkadan itecek güruhun ayakları altında ezilmeyeyim diye binerken yani atlarken kapının kolunu tutup güç alıyorum. Kapı önümde açılıp düşmeden kendimi içeri attığımda avını gözleyen keskin bir nişancı gibi yerimi belirleyip oraya odaklanıp koşmam gerekiyor. Bu yeri kaptırdım diyelim hızlıca karar verip atılım yapmam gerekiyor ki yer kapayım ve daha nice taktikler, teknikler... Herkesin kendine has stratejileri var. Ayrıca matematik zekamızı da geliştiriyoruz; olasılık, kombinasyon ustası olup rastgele gelen metrobüslerden ikisi sarı biri gri gelirse kapının önümüzde açılma olasılığı nedir diye düşünüyoruz. Kapı önünde açılır, oturursun, yorulmuşsundur uyursun ve birkaç durak sonra metrobüs arızalandığı için metrobüsü boşaltmanız rica olunur diye anons yapılır. Hiçbir mutluluğun kalıcı olmadığına, oldum başardım dediğin anda kaybedebileceğine dair hayat dersi de veriyor metrobüs bize.
Metrobüsün acemisi olduğum zamanlar itekleniyordum, binerken düşüyordum. Dizlerim kanadığı halde hemen ayağa kalkıp kendime yer bulduktan sonra ağlamaya başlamıştım. Canım acığından değil, bu hale düştüğümüz için kendim ve beni itenler adınaydı bu ağlama. Düşe düşe öğrendim kendime yer bulmayı. Elbette ilk duraktan biniyorsan bu durum geçerli yoksa gözler sürekli kalkacak biri var mı diye etrafı kolaçan ediyor. İnsanların giyim tarzından, ellerinde ki eşyalardan, bavullardan hangi durakta ineceğini tahmin edip onun başında beklemeye başlıyorum. O kişi kalkmaya niyetlendiğinde daha tam kalkmadan bir eşyamı koltuğa kendimden önce oturturum ki başkası kapmasın. Hem metrobüs kuralı olarak o koltuğun soğumaması lazım. Birde sürekli yaklaştığı durakta inecekmiş gibi çantasını düzelten, yerinde kıpraşanlar var ki safi zaman kaybılar. Boş yere hevesle başlarında bekliyorum. Bazen içimden hangi durakta inecekesiniz, eğer en son durağa kadar gidecekseniz boş yere burada beklemeyeyim diye sorasım geliyor. Kalkacağı zaman başında siz bekliyor olsanız bile yerine vekil tayin edip koltuğunu devreden insanlar var. Yerlerine seçtikleri insanlar sizden daha yorgun görünüp, yaşlı oldukları için değil ön yargılarından, hoşgörüsüzlüklerinden böyle yaptıklarını düşünüyorum. Sanırım giyim tarzınıza göre buna karar veriyorlar.
İlk zamanlar oturmayı düşünmeden, hayal bile etmeden kendimi bir yere sıkıştırıp, nasıl gidersem gideyim diye kendimi metrobüse sokuşturuveriyordum. Şoförün arkasındaki ikili koltuğun hemen arkasındaki tekerlek tümseğine sığabiliyorum. Kalçalarımın genişlememesi lazım ki buraya sığabileyim. Metrobüs bu bağlamda kilo kontrolü yapmama da yardımcı oluyor. Zamanla ustalaştığımızda her yeri beğenmeyip, kendi yerimiz olarak benimsediğimiz yeri ıskalamadan kapıyoruz. Nadiren de olsa bazı günler boş gelebiliyorsun, edindirdiğin alışkanlıktan dolayı hücum edip atlıyoruz ve bir bakıyoruz ki bomboşsun. Boş metrobüs mutluluğu diye bir mutluluk varmış şu hayatta diyoruz. Bazı günler hadi ben buradayım da senin ne işin var diye üzülüp, vicdanınız fiziksel-ruhsal yorgunluğunuza galip gelip yer verdiğinizde, uzun duraklar boyu çantanızı, kendinizi kollamak zorundasınız. İnsanlar ile bir nefes mesafesinde olduğunuzda başınızı tavana kaldırabilirsiniz. Hem rahat nefes alırsınız hem de boyun egzersizi yapmış olursunuz. Böylelikle boynunuz kırışmaz, gıdınız varsa kaybolabilir. Türk standartlarından biraz uzun biriyseniz şanslınız. Bu demektir ki tutunma yerlerine ulaşabileceksiniz. Uzun boyumun faydasını gördüm, tutacakları tutup başımı koluma yaslayıp uyuma özelliği geliştirdim. Kol kaslarım da gelişti. Ayaktayız diye oturan insanı rahat bırakacak değiliz. İlerleyen duraklardan kendilerini sokuşturmaya çalışan insanlar ortalar boş diyecek ve oturan insanlara abanacağız ki yer açalım. Göğsümüzü oturan kişinin koluna, bacağımızı yanımızdaki kişinin bacağına yapıştıracağız ki hem yer açalım hem de olası frenlerde düşme ihtimalimiz olmasın. İlk duraktan binip en son durağa kadar oturan kişiler, ben çok oturdum oturma sırası ara duraklardan binen kişilerin olsun deseler ya da böyle bir oturma sistematiği olsa diye yol boyunca nafile çözüm düşünceleri içerisinde olurum.
İyi ki akıllı telefonlar ve mesajlaşabileceğimiz uygulamalar var yoksa ilk defa gördüğümüz biri hakkında bu kadar kısa sürede özel bilgiler öğrenemezdik. Birkaç durak birlikte gidiyoruz, elbette yanımızdaki kişinin telefonundan tanıdıklarına yazdıklarını okuyacağız. Uygun olan pozisyon kafa hizasını bozmadan sabit tutup, gözleri belertip gözbebeklerini yandaki kişinin telefonuna doğru devirip okumak ama yine de size kalmış direkt kafayı yandaki telefona doğru uzatanlar da var. Merak ettiğin olursa sorarsın, akıl vermek istiyorsan verirsin. Bu senin en doğal hakkın.
Seni tanımayan, ruhunu anlamayan sadece birkaç kez görmüş kişiler senin ile ilgili ahkam kesip yorum yapınca içleniyorum, üzülüyorum. İlişkilerini derinleştirmeden, yüzeysel tanışıklıklarını baz alıyorlar. İlişkiler üzerine hayat dersi veriyorsun da anlayana işte...Aynı gün beni şaşırtıyorsun, sürprizler ile dolusun. Bana çok geldiğin birgün oturduğum halde kusma isteğime engel olamadım. Yanımda çantamdan başka bir şey olmadığı için bir çanta dolusu kusmuğum ve ben yolculuk yapmaya devam ettik. O kadar yardımsever insanlar gördüm ki iğrenmeyip herkesin başına gelebileceğini söyleyip, elimi yüzümü silip beni sakinleştirdiler. Bu insaların rahat yolculuk yapabilmeleri için çantamdan kurtulmamız gerekiyordu ve durağıma gelmeden inip çantamdan kurtuldum. Sonra tekrar bindim. Yolculuk bu biter mi? Bitmez elbette, her durak ayrı bir macera. Çantama bıraktığım atıktan dolayı tansiyonum düştü, enerjim çekildi ve bayılıyorum deyip kendimi yerde buldum. Etrafımda insanlar, bazıları ayakta bazıları oturuyor. Bana bakıyorlar bende onlara. Bana yer verin demedim zaten beden dilim ziyadesiyle bu talebi dillendirdi ama anlatamadım. Bende uzattım bacaklarımı, kaldım yerde. Üstünden atlayıp geçsinlerdi. Yine ağladım hem kendime hem de bu hale gelen birine yardım etmeyen insanların nasıl bu hale gelebildiğine. Bu olayları üst üste yaşayınca doyum noktasına ulaşıyorum ve senin ile arama mesafe koymak istiyorum.
Soğuk havalarda hamam kıvamındaki sıcaklığın ile içimizi ısıtyorsun, evimizden bile sıcak olabiliyorsun. Yazın biraz abartıp morgtan hallice soğuk olabiliyorsun. Metrobüsünde mevsimi olur mu demeyin. Mevsimlik işçiler, öğretmenler, öğrenciler memleketlerine, yuvalarına çekildiğinde öyle ferahsın ki hatta sevimli bile geliyorsun. Yağmurlu bir sonbaharda hele birde cam kenarında yer bulmuşsam, müziğimi açıp yollara, denize bakıp uzun bir yolculuğun hissettirdiği duygunun bir parçasını yaşayabilirim. “Ne güzeldir yollarda olmak şimdi” diyen şarkıya eşlik edip, işe gidiş yoluma anlam bile katabiliyorum. Kışın sabah ve akşam hallerini birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansız. Sana ulaşmak için gece mi gündüz mü olduğu belli olmayan karanlık bir vakitte yollara düşüyorum. Beni sana ulaştıracak otobüse bindiğimde, bu saatte benden başka kimsenin sana ulaşamayacağını düşünme gafletinde bulunuyorum. Seni görüyorum ama kavuşamıyorum. Kavuşmamız zaman alıyor. Birkaç denemeden sonra başarıyoruz. Bazen yılıp vazgeçesim geliyor diğer insanlar bilmiyorlar ama bana bu yolda yalnız olmadığımı hissettirip güç veriyorlar. Devam edebilme gücümü insanlardan alıyorum. O kadar kalabalığız ve birbirimize kenetlenmişiz ki kışın soğuğu bizi korkutamaz.
Senin ile hastalıklı bir ilişkimiz var. Sebep olduğun fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara rağmen varlığın ile kendime mutlu olabileceğim sebepler buluyorum. Yolculuk sırasında, senin yolun dışındaki yola bakıp iyi ki varsın yoksa araba trafiği hiç çekilmezmiş diye mutlu oluyorum. Rüyalarıma bile girdiğin oluyor; ilk duraktan kocaman bir balona tutunmuşum, balonun hava alması için ufak bir delik açıyorlar, balonun havası tam eve geliş mesafem kadar. Havası kaçan balon ile isimlerini tek tek gördüğüm duraklardan sırası ile geçiyoruz. Yaklaştığımız her durakta aşağıdaki insanlar balonu patlatmak için iğne atıyorlar. Bu insanlardan kaçmaya çalışıyorum, bunlar metrobüse aynı anda hücum ettiğimiz, aynı yeri kapmaya çalıştığımız insanlar. Eve vardığımda balon tamamen sönüyor, ufalıyor ve yolculuğum tamamlanıyor. Balonuma tutunup, gökyüzünden rahat rahat eve geliyorum. 
İçerideki içiçelik az gelip daha da samimileşmeyi kendinde hak gören hasta ruhlu insanlardan bahsetmeyeceğim. Bu şekilde anılmanı istemiyorum. Çünkü bu senin suçun değil. Türevin olan çoğu toplu taşımanın ortak kaderi. Tekmelerim de güçlendi bu sayede. O tekmelerden sonra ertesi gün yine o kişilere rastlayacağım diye ürkerek, korkarak sana yaklaşıyorum. Her zaman güçlü hissetmiyor ki insan kendini.
Kalıbımın dışına çıkıp farklılıkları seninle denemeyi öğrendim. Sanırım senin ruhuna en çok rock müziği yakıştırdığım için rock müzik kültürüm senin ile gelişti. Müzik dinlerken, metrobüste herkesin eşlik edip, kafa salladığını, oynadığını gözümde canlandırıp eğleniyorum. Sportif katkılarından, sosyoloji, psikoloji ve felsefi bilimler açısından gelişmeme sağladığın faydalar için minnettarım. Sayende kanaatkar bir insan da oldum. Artık tüm duraklarını görmesem bile azın ile yetinebilirim. Bu aşkı daha fazla sürdüremeyeceğim. İlişkimize ara verelim hem sen daha iyilerine layıksın. Sevenlerin o kadar çok ki benim eksikliğimi hissetmesin. Her şey için teşekkürler metrobüs...
                                                                                           


                                                                                         Beylikdüzü-İSTANBUL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder